21 Temmuz 2010 Çarşamba

Belki

Yazsam, uzun uzun yazsam yeniden. Yeni hatıralara yelken açsam azgın sulardan geçip gitmişken. Yorgun kalbimi dinlendirsem. Nadasa bıraksam duygularımı. Bir gün yeniden tohum versem. En kıymetli, en değerli olsam. Adıma şiirler yazılsa, çok sevilsem. Şımarsam, şımartılsam. Güvenim sarsılmadan güvenli bir kucakta uyuyakalsam.
Keşke tekrar bahar gelse, içimde kuşlar uçsa. Yaşadığım hayal kırıklıkları uçup gitse, ben yine sevsem. Yine özlemle, yine sevgiyle, yine aşkla dolsam. Keşke yargılanmasam, kendim gibi olsam. Her daim dilediğim gibi olsam. Beni her halimde seven biri olsa, benden kaçmasa. Elimden tutsa her halimde. Kızdırsam da ağlatsam da sevse beni. Nazlansam da sevse. Ben de onu sevsem her halinde. Bulutların üstünde yaşatsam, sevgi eksem topraklarına, o beni biçse. Çok sevsem, o da çok sevse. Rüyamız hayallerimize karışsa, planlarımız birlikte yok olsa.
Biliyorum zor. Yargılanmamak çok zor bu yeni dünyada. Olsun, umurumda değil. Ben umutluyum. Çünkü ben buyum. Kimseden bir beklentim yok. Sadece umut ediyorum. Umut güzel bir şey çünkü, umutsuz yaşanmaz ki.
Yaşanmaz.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Korkuluklar

Biliyorum senin için hiçbir anlamı yok bu yazdıklarımın. Tam olarak hangi amacı güttüğümü bilmiyorum zaten ben de yazarken. Sanırım –belki de emin olmaya daha yakın bir sanrı bu- sebep, pişmanlığım.
Sana yaşattığım her acının bedelini tek tek ödedim. Öyle bir ödedim ki canımın içi yandı. Öyle bir söndüm ki sen tüttün hücrelerimde. Öyle bir anladım ki seni yüreğimden bir kuş geçtiğinde, elimde olsa hiç tanımamış olmayı dilerdim seni.
Kendimi cezalandırdım. Topraklarım nadasta kaç zamandır. Yabani otlar sardı benliğimi. Yeni kopardım attım. Dikenleri canımı yaktı, zor kurtuldum. Sürülmeyi bekleyen bir tarlayım sanki. Ne ekersen o çıkacak; sulanırsa meyve verecek, sulanmazsa yabani ağaçlar yetişecek üzerinde ama illa ki yeşillenecek.
Bazen düşünüyorum bana hala kızgın olup olmadığını. Özellikle yediğim her darbede sanki daha bir derine işliyor varlığın. Yüreğime indikçe ağır yumruklar, daha bir sen oluyorum; sen gibi oluyorum. Sanki sana karışıyorum da bir oluyorum; biz oluyorum.
Beni affettiğini söylemeni bekliyorum, yıllar oldu. Yıllar oldu, sus pusuz. Sen sustukça dünya dönmeye devam etti, konuştu günlerim. Günler seni aldı geride bıraktı, sen yürüdün yoluna devam ederek. Ben asılı kaldım bir geçmiş noktasında, sen o noktada, bıraktığım yaşında, tıpkı bir ölü gibi, hiç büyümedin. Hiç değişmedin. Günler geçerken gerçekler değişti, sen de değiştin aslında ama affedilmemiş yürek bir dağ gibiydi. Yerinden nereye gidebilirdi?
Kim demiş dağlar üzülmez diye? Kim demiş dağlar terketmez, acı çektirmez, acı çekmez diye? Kim bilmiş volkanlar nerdedir aslında, nasıl yanar yürek? Kim yanmış böylesine acı çekerek?
Seni affettim, her şeyi koyverdim desen, huzura ereceğim sanki. Aydınlanacak içim, ışıl ışıl bakacağım geleceğe. Sana ulaşmak imkansız artık; affını duymak bir umuttu, artık cansız.
Yoluma devam etmeye karar verdiğim zamandan çok oldu geçeli. Yollar devam etmiş de ben yerimde saymışım meğerse. Şimdi izin verirsen artık, ben gitmeliyim.
Çünkü çok uzundur beklediğim zaman. Gelen geldi. Sen kaldın. Ben gitmeyip de neyleyim?
Neyleyim?

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Anladım ki...

Sığınacak liman olarak gördüğün alıp başını gittiğinde, denizin ortasında yapayalnız kalıyormuş insan. Bazen sevgi ile dostluk birbirine karışırmış ya o noktadaymışsın tam. Giderken bile sevilmek ister ya insan, en çok acıyı bundan çekermiş. Kalbinden çok ruhunda açılan yara, veremediğin bir nefes gibi içine, tam da yüreğinin orta yerine otururmuş. Nefes alıp verirken daha çok canın yansın diye; yaşamındaki her saniye hayal kırıklığının boyasıyla sıvansın diye.
Hissettiğim duyguyu tarif etmekte zorlanıyorum. Kalanla gitmek arasında sıkışmış durumdayım. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak. İnanılmamanın ötesinde bazen becerememenin verdiği tuhaf mide bulantısı, gidenin ardından dökmeye çalıştığın ama aslında her zaman çok ağladığın halde bu sefer ses çıkarmayan göz yaşları, yeni bir yaşam kurma hayali içinde savrulup giden umutlarının içinden girecek bir pencere araması, belki de bulması, bulduğunu sanması, sonra bir an hayalden gerçeğe düşmesi, yalnızlığın duvarlarında pencereye yer olmaması...
Umutla umutsuzluk arasındaki o ince çizgi, delilikle ermek arasındaki çizgiyle aynı sanki. Arkamda gönül yorgunlukları, önümde gelecek umutları. Bekliyorum. Ne yöne baksam başka bir his içindeyim. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Hem ağlamak hem de gülmek istiyorum. Geriye gidince nefesim acıtıyor, ileriye bakınca içim açılıyor.
Karanlığıma güneş doğsun istiyorum. Ortada kalmaktan yoruldum. Yürümek istiyorum. Bilinmese de o gelecek, ben gitmek istiyorum.
Anladım ki hayat, anın içinde kendinle aynı odada hapsolmakmış.
Evet.