23 Eylül 2010 Perşembe

Bitip git

Gözlerim kapanıyor; biraz uyur, biraz ölür gibi. Havada yel, kulağımda ney sesi; içimde ruhumun nefesi ile kapıldım gidiyorum. Geçmek bilmiyor günler. Gecelerin ise yarısında uyuyor, yarısında uyuyor gibi yapıyorum.

Çok değil bu sancıların başlangıcı. Böyle sırtımın orta yerinden saplanıp göğüs kafesimin içinde tur atıyor da kaburgalarımı kırıyor sanki dışarı çıkarken. Kaburga kırılınca kendiliğinden kaynarmış ya, benim kırıklarım kaynar mı, bilinmez. Belki de bu yüzden, her nefesimde canıma batıyor.

Varsın. Hayattasın. Ve yaşamaktasın. Ben sensizlikte ölmekteyken, sen tüm canlılığınla varlığıma adeta küfretmektesin. Kimi zaman hınçlanıyorum sana işte böyle; yok olmanı arzu eder gibi oluyorum. Sonra pişman oluyorum ya neye yarar; sen daha bir canlanıyorsun, birken iki oluyorsun. Gittikçe azalacağına, çoğaldıkça çoğalıyor, beni benden alıyor, sen yapıyorsun.

Bitmeni istiyorum. Benden gitmeni istiyorum. Senden bir an önce kurtulmak istiyorum. Yaşıyorum sensizken de elbet ama ben bir yanım eksik değil, bir başıma yaşamak istiyorum.

Öyle bir git ki giderken, sensiz değil, bensiz kalayım. Öyle bir git ki giderken, kendimi bulup, senden kurtarayım.

16 Eylül 2010 Perşembe

Bazen

Ne dediğinden çok ne demek istediğin önemlidir ya bazen; düşüncelerinin dünyaya doğuşu sansürlüdür ya bazen; ağzını açtığında evrene bağışladığın o kelimeler hissettiklerini ifade etmene yetmez ya bazen; işte o zaman kalbindeki ve beynindeki sesler seni boğar ya niye beni yanlış anlatıyorsun diye... O anlatımın sonundaki üç noktalar diyemediğin fikrin, çıkardığın sesler kalkanın olur ve yürek kendini korur; beynin bir yerde durur, sonra gider kendini vurur.
Tam da öyle bir anda olduğumdan belki, diyemediklerim içimde öylece oturup durur.