17 Aralık 2011 Cumartesi

çok

çok soru soruyor insan bazen kendine; cevap verilmesi zor oluyor bunlar ya da cevabını kimsenin bilmediği.
çok açık oluyor insan bazen diğerine; samimiyetini gerçek bulup kaldığı da oluyor onun ya da sonradan çekip gittiği.
çok acı çektiriyor insan bazen kendine; gelip geçtiği de oluyor bunların ya da kanatarak içe işlediği.
çok fazla görüyor insan bazen azları kendine; çok büyüttüğü de oluyor bunları ya da küçülmesini hep istediği.
çok içten oluyor insan bazen diğerine; içini görenin saydığı da oluyor ya da fazla bulup, yitip gittiği.

çok seviyor insan bazen hayatı; 
ağlamayı da biliyor ya da her şeye, herkese rağmen öylesine gülmeyi,

"çok" gülebilmeyi.

12 Aralık 2011 Pazartesi

eski kışlardan, yeni yazlara

bazen, bir sabah uyandığında artık üşümediğini farkeder ya insan;
sabahın serinliği tatlı tatlı kokar burnuna, hani sokulur ya koynuna usulca...
ışıl ışıl gün doğar üstüne, güneş alır ya gözünü;
çiçeklenir ya tomurcuklar, yüzün gibi,
kuşlar özgürce kanat çırpar ya, yüreğin gibi.

hani, bahar olur ya, yaz olur;
hani bir gülümseme bazen
dünyan olur ya,
o dünyada tüm çiçekler gelir; o güzel yüreğe işte böyle selam durur;
için de, yüreğin de, güneşle yol alır; gidip en sıcak yeri bulur.

çiçekler güneşi sever, kuşlar sıcağı.
o yüzdendir ya göç eder hep kuşlar;
eski kışlardan,
yeni yazlara...

20 Ekim 2011 Perşembe

iddia

seni koymuştum her şeyin yerine. her şey dedim evet, her şey. bilirsin genelde hep iddialıyımdır. kazanıp kazanmadığını bile öğrenmeye çalışmayan bir iddiacı ne kadar olursa, o kadar.

seni koydum da her şeyin yerine, her şey kadar sevemedim seni aslında. en çok seni sevdim derdim ya, sevmemişim meğerse. ben sevmeyi sevmişim; sonra birini seçmem gerekmiş, seni seçmişim. seçtiğimden olsa gerek, kabullenmişim. iddialarım kadar sevmediğimi, her şeyi iddialı sevemediğimi ve senin aslında her şey olmadığını çok sonra görmüşüm. öğrendiğim ne varsa unutmuşum. 

tıpkı seni unuttuğum gibi.
tıpkı bir daha iddiaya girmeden önce gerçekten sevmem gerektiğini bildiğim gibi.

29 Eylül 2011 Perşembe

ölüm kalım

Özlemek unutulur mu deme sakın;
özlemekmiş yoldaşım. 
yola devam etmek için,
onu yarı yolda bıraktım.

Yolun sonu aynı yere çıkıyor nasıl olsa...

hayalden öte köy yok

Hayallerim var benim. Hiç gerçekleşmeyecek hayallerim. Kime uzatsam elimi canım yandı; kimse dokunduysa gözlerim içimi kanattı. Buz oldum, eridim nice sonraları; tuz oldum, aşına kattım.

İçim çok acıdı. Bilemedim yanmamayı, beceremedim. Alevlerim içimden taştı, dışarımı sarmasına izin vermedim. Taş oldum pişe pişe. Bir duvara yaren oldum; kaldım.


Mutluluğu başkasının sırtından çalmak istedim ya da yükünü paylaşmak. Kendi mutluluğumu yaratmayı öğrenemedim. Her defasında kafamı tosladım; yine kör oldum, göremedim.

Çocukluğumdan vazgeçemedim. Kendi kendime oynadığım bu oyuna kimseyi dahil edemedim.
Yarattığım hayallerde yaşlanmaktan korkuyorum ben. Gerçekleşmesini istediğim hayallerim, neden olmuyorlar? Niye ki?...

Hiç bilemedim bunu ben.

9 Eylül 2011 Cuma

dört

dört mevsimin dördünün de yaşandığı ülkelerden birinde, dört başı mamur demeye dört şahit isteyen bir aşktı bu. ne yürek sancısı, ne iç acısı, ne can yangısı ne de keskin bir tat bıraktı giderken.

yaz gibiydi biraz. aynı mevsimin farklı coğrafyalarda bambaşka şekillerde yaşanması gibiydi. birine sorsan "nemli" derdi; "ılıman" derdi öteki. beriki konuşmaz, susardı; rüzgarsız, çorak iklimlerin kurak yaz akşamlarından dem vurarak.

bir yerde dört mevsim olabilmesi için her mevsimin zamanını doldurması gerekirdi. Bazen geldiği gibi gittiği de olurdu mevsimlerin, uzun uzun kaldığı da. "Gitmek gibisin." derdi bazen; kalmamı istercesine. Oysa kendisi çabucak geçen bir yaz mevsimiydi; ne nemli, ne ılıman ne de kurak.

Gökten dört elma düştü bu sefer;  her biri bir mevsime. Giden yaz gibi, elma da çabuk bitti.

Bu hikaye de aldı başını, uzak mevsimlere gitti.

16 Ağustos 2011 Salı

ömür

Düşünüyorum. Her gün o yolları arşınlarken, her sabah, kafamda binlerce soru ile birlikte güne uyanıyorum. Her sabahın soruları aynı, cevapları farklı. Genellikle çoğu umut dolu; sabahın serinliği gibi, narin. İçim kadar hassas, yüreğim gibi. Sanki yürürken yolları değil de ömrümü arşınlıyorum. Her sabah umutlarımla çıktığım o yollar gerçeklerimden uzaklaştırıyor beni. Yolun sonuna vardığımda hayatımla yüzleşiyorum tekrar, iyice ayılmış oluyorum. İtinayla ördüğüm mutluluk duvarlarının tuğlaları yıkılıveriyor bazen. Bazen de bir tuğla daha konuyor üzerine, yüzümde kocaman bir gülümseme, içimde yüreğim gülüyor tüm benliğimle. Çocuk gibi seviniyorum ve gün başlıyor; biraz umut, biraz gerçekler, biraz hayaller, ömür böyle geçiyor işte; yollar gibi.

Yoldaki tüm ağaçlara selam olsun... 

20 Temmuz 2011 Çarşamba

şimdi

şimdi, şu an bir el uzansa sihirden yapılma, soksa tam da böğrümden içeri o sihirli elleri.
duyursam kendi dünyamın tüm seslerini; ben konuşmasam ama o anlasa. narin ve usulca gözlese beni uzaktan; ben bilmeden ruhumu sarsa.

bilirim o da canımı yakacak. bilmesem, ben uzatacağım soluk ve kırılgan ellerimi. uzatamam, korkarım. çünkü ne ben o eski benim, ne de kalbim dayanacak yeni bir yangına.

yine ben usulca, köşemde beklerim. beklediğim birisi değil, bir hayattır.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Bugün

Bazen insanın hayatındaki önemli bir tarih önemini arttırarak unutulmaz oluveriyor. Tıpkı bugün gibi; tıpkı 11 Temmuz gibi.

Sen, canım, uzak diyarlara göçüp beni yarı yolda bırakan dostum, arkadaşım, omzum, kucağım, iyi ki doğmuşsun. Seni iyi ki tanımışım. Canımı hala çok yaksan da yokluğunun suçunu sana yüklemek aptallık olur. Zira kimse isteyerek canını zamansızca terketmedi ya; öyle değil mi? Bilirim, gitmek istemezdin sorsalar. Şimdi memnun musun bilmiyorum gittiğin yerde ama lütfen orada bir hayat varsa beni özle tamam mı?

Beni özlememene dayanamam...

15 Mayıs 2011 Pazar

sen ve ben; çok eskiden

Biz çok eskiden tanışırız seninle. 28 yıllık bir yaşamın eskisi ne kadar çok olabiliyorsa o kadar çok. Kimine göre az ama bana göre bir ömüre yetecek kadar çok. 

Hiçbir zaman seni aslında sevdiğimi anlatamadım sana. Ben pek sevdiğimi belli edemem. Diğer tüm aptallıklarımla birlikte bunu da beceremem. Bu yüzden genellikle düşüncesizlikle hatta daha da ağır ithamlarla yargılanır, uzaklaştırılırım. Sen de bunu yaptın bana. Koyverdin ve gittin. 

Özendiğim yaşantına bakındım biraz bugün. Fotoğraflarına dalıp giderken mutluluğunun okunduğu yüz hatlarına tezat gözlerin mağrur bir çocuk gibi hüzünlüydü sanki. Huzur mu, dinginlik mi; adını koyamadığım tuhaf bir vakur duruş. Ben sana elimi uzatmaktan korktum hep. Yanacağımdan değil, yanına ait olamamaktan ibaretti korkum. Hayranlıkla imrenme arasında sevdim seni. Ama gerçekten sevdim. Kırsam da kırılsam da kalbime nefret tohumları serpmedim. Ama gururumu yenmeyi becerip karşına da dikilemedim. Beni o kadar itekledin ki   öfken geçici mi kalıcı mı, bilemedim. 

Seni ömrümün sonuna kadar unutmayacağımı bilmeni istedim. 
Okur musun bilmem ama bu yazıyı okumanı dilerim.


  

26 Nisan 2011 Salı

ağaç olsaydım.

büyümek, köklü bir ağacın niçin yerinden hiç ayrılmadığını anlamakmış.
büyümek istememek ise, o ağacı serin rüzgarlara doğru yürüyerek terketmeyi göze almakmış.

kimi zaman ağacı hatırlarım. onu saygıyla, çoğu zaman da sevgiyle anarım. bazen özlerim ama özlememiş gibi yaparım. böyle zamanlarda boğazıma bir acı düğümlenir; belki biraz ağlarım.

yürüyüp giderken, o ağacın dallarına konan kuşların neşeli cıvıltısını niçin duyamadığımı hatırlarım. rüzgarın çekici sesi, uzakları taşırdı bana; hep, uzaklara dalardım. 

şimdi bazen, oturuyorum bulduğum ilk ağacın altına. ya kargalar sarıyor çevremi ya da yumurtadan çıkan yavru kuş sesleri. bana da yürüyüp gitmek düşüyor; her zaman ve ilkinde yaptığım gibi. 

şimdi dönsem o ağaca ve sorsam; "ben yürürken niye dur demedin?"

demez mi bana;

 "sen ağaçları hiç sevmedin;

sevmedin..."




24 Nisan 2011 Pazar

...

üç nokta, 
üçü de kondu başıma. 
biri "tamam" dedi, 
öteki "belki"; 
"hayır" diyenin vurdum başına! 

umut

istiyorum.

bazen, istiyorum(!)
bazen, istiyorum(...)

ama naif, ama tutkulu; 
bir şekilde istiyorum(.)

8 Nisan 2011 Cuma

Godot'yu beklerken

sanki beş ay değil, bir asır geçti. Bir ara kelimelerimi kaybedeceğim sanıp, korkmaya bile başlamıştım.
sansürler, yasaklar,  hak koruma uğruna açılan davalar ama bu arada yenilen diğer haklar yüzünden aylardır iletişim kurmamız engellendi. istesek başka bir mecra bulamaz mıydık; bulurduk elbette. ama çabuk vazgeçmek ve savaştan kaçmak benim harcım olmasındı bu sefer. kaçmaya meyilli ruhum oturduğu yerde otursundu; beklesindi.

Herkesin beklediği bir ya da birçok Godot'su var, eminim. Benim Godot'om, hatta belki de ilham kaynağım bu site idi. Burası yokken geçen beş aya yeni bir ömür sığdırdım; bu ömrü tasvir edecek çok sözüm var ceplerimde. Sizi özledim; yazmayı özledim; hayallerimi özledim. Biraz karamsar olmakla beraber yeni hayatımda yeni fikirlerimle birlikte yol almaya başladım bile. Umut ile umutsuzluk aynı sırtta taşınmaz bilirdim eskiden. Oysa ben umutsuzluk gerçeğime umut dolu hayaller sığdırıp, yükümü sırtlandım bile.

Bundan sonra ayrılmamak dileği ile.