15 Mayıs 2011 Pazar

sen ve ben; çok eskiden

Biz çok eskiden tanışırız seninle. 28 yıllık bir yaşamın eskisi ne kadar çok olabiliyorsa o kadar çok. Kimine göre az ama bana göre bir ömüre yetecek kadar çok. 

Hiçbir zaman seni aslında sevdiğimi anlatamadım sana. Ben pek sevdiğimi belli edemem. Diğer tüm aptallıklarımla birlikte bunu da beceremem. Bu yüzden genellikle düşüncesizlikle hatta daha da ağır ithamlarla yargılanır, uzaklaştırılırım. Sen de bunu yaptın bana. Koyverdin ve gittin. 

Özendiğim yaşantına bakındım biraz bugün. Fotoğraflarına dalıp giderken mutluluğunun okunduğu yüz hatlarına tezat gözlerin mağrur bir çocuk gibi hüzünlüydü sanki. Huzur mu, dinginlik mi; adını koyamadığım tuhaf bir vakur duruş. Ben sana elimi uzatmaktan korktum hep. Yanacağımdan değil, yanına ait olamamaktan ibaretti korkum. Hayranlıkla imrenme arasında sevdim seni. Ama gerçekten sevdim. Kırsam da kırılsam da kalbime nefret tohumları serpmedim. Ama gururumu yenmeyi becerip karşına da dikilemedim. Beni o kadar itekledin ki   öfken geçici mi kalıcı mı, bilemedim. 

Seni ömrümün sonuna kadar unutmayacağımı bilmeni istedim. 
Okur musun bilmem ama bu yazıyı okumanı dilerim.


  

2 yorum:

  1. onu bilmem ama ben okudum.
    senin bunu yazarken yaşadığın derin hüznü anlıyorum. Gündeliğin ayrıntılarında en mutlu anı bile yaşarken bir yanlışlık olduğunu hissetmenin derin sızısı.
    Kim doğru davranmış ki ama? kim tam ki?

    YanıtlaSil
  2. kimse tam değil. ama herkes kendince haklı işte, yapacak bir şey yok. o derin sızıyı da ifade etmek zor. sanırım yetişkin olmanın getirdiği bir durum bu; hep bir eksiklik, hep bir tam olamama duygusu.

    YanıtlaSil