29 Eylül 2011 Perşembe

ölüm kalım

Özlemek unutulur mu deme sakın;
özlemekmiş yoldaşım. 
yola devam etmek için,
onu yarı yolda bıraktım.

Yolun sonu aynı yere çıkıyor nasıl olsa...

hayalden öte köy yok

Hayallerim var benim. Hiç gerçekleşmeyecek hayallerim. Kime uzatsam elimi canım yandı; kimse dokunduysa gözlerim içimi kanattı. Buz oldum, eridim nice sonraları; tuz oldum, aşına kattım.

İçim çok acıdı. Bilemedim yanmamayı, beceremedim. Alevlerim içimden taştı, dışarımı sarmasına izin vermedim. Taş oldum pişe pişe. Bir duvara yaren oldum; kaldım.


Mutluluğu başkasının sırtından çalmak istedim ya da yükünü paylaşmak. Kendi mutluluğumu yaratmayı öğrenemedim. Her defasında kafamı tosladım; yine kör oldum, göremedim.

Çocukluğumdan vazgeçemedim. Kendi kendime oynadığım bu oyuna kimseyi dahil edemedim.
Yarattığım hayallerde yaşlanmaktan korkuyorum ben. Gerçekleşmesini istediğim hayallerim, neden olmuyorlar? Niye ki?...

Hiç bilemedim bunu ben.

9 Eylül 2011 Cuma

dört

dört mevsimin dördünün de yaşandığı ülkelerden birinde, dört başı mamur demeye dört şahit isteyen bir aşktı bu. ne yürek sancısı, ne iç acısı, ne can yangısı ne de keskin bir tat bıraktı giderken.

yaz gibiydi biraz. aynı mevsimin farklı coğrafyalarda bambaşka şekillerde yaşanması gibiydi. birine sorsan "nemli" derdi; "ılıman" derdi öteki. beriki konuşmaz, susardı; rüzgarsız, çorak iklimlerin kurak yaz akşamlarından dem vurarak.

bir yerde dört mevsim olabilmesi için her mevsimin zamanını doldurması gerekirdi. Bazen geldiği gibi gittiği de olurdu mevsimlerin, uzun uzun kaldığı da. "Gitmek gibisin." derdi bazen; kalmamı istercesine. Oysa kendisi çabucak geçen bir yaz mevsimiydi; ne nemli, ne ılıman ne de kurak.

Gökten dört elma düştü bu sefer;  her biri bir mevsime. Giden yaz gibi, elma da çabuk bitti.

Bu hikaye de aldı başını, uzak mevsimlere gitti.