8 Haziran 2012 Cuma

gidiyorum

iki yılı aşkındır yazmaktayım buraya. gerçek hayatımdan, başkalarının hayatından esinlendiğim çokça yazı yazdım. çok sevenler oldu; çok ağdalı, arabesk bulanlar da. benim için tüm düşünceler çok değerli. yazılarım ne zaman birileri tarafından okunsa dünyanın en mutlu insanı ben olurum.

ben çok içselleştirdim yazdıklarımı. uzundur kendime ördüğüm kozada yaşamaktayım. lakin artık aklımı değil kendimi yollara vurmaya karar verdim. kozam bana dar geliyor, uçmak ve hayata kanat çırpmak istiyorum. çocukluğumdan beri hep yapmak istediğim iki hayalim var. onları gerçekleştireceğim fakat ortalıktan kaybolacak değilim. yeni mecralarda yeni maceralarla tekrar geleceğim karşınıza. hatta belki bu sefer, çok daha büyük bir adımla gelirim geri; kimbilir :)

o güne kadar kendinize iyi davranın. beni özlerseniz gökyüzündeki en parlak gökcismine benden bir selam çakın. illa ki iletir selamınızı :)

sevgimle.

31 Mayıs 2012 Perşembe

insan olma hali

çok düşünürüm genellikle. bu düşünmelerin sonu bir yere varır mı bilmem ama bazen yanlış yola saptığı oluyor. kendimce doğruluğuna inandığım bir gerçek, bir başkası için mümkünatı olmayan bir gerçek dışılığa işaret ediyor bazen. duygularım da öyle. zaten ben genellikle duygularımla düşünürüm. mantığımın beni nereden kavradığını anlayamayan, kalbinin sınırlarını bilmeyen, mantığım sandığım yürek duvarlarımı görmeyi beceremeyen bir insanım neticede. ama insanım işte. yanlışımla da doğrumla da insanım. herkes gibi. oldukça sıradan ama aynı zamanda bir pink floyd şarkısı kadar da özelim, sıradanlığımız kadar. 

bugün kadar özel. 
ve bugün gerçekten güzel. 

7 Mayıs 2012 Pazartesi

bir ev ve onun sahibi

bir ev varmış, kocaman. içinde sevinçler, hüzünler taşımış. sahibinin yüreğini saklamış içinde, pamuklara sarmış. bir gün bu kocaman evin kapısını çalmış bir başka yüreğin sahibi.  kimden kaçtığını bilmediği bir yaşamdan uzağa gitmek istermiş de gözüne bu kapı ilişmiş. vurdukça kapıya sahibinin yüreği atmaya başlamış hızlı hızlı. ev almış onu içeri, saklamış. yabancı kah içerde oturmuş alevlerin başında, kah çıkıp koşmuş soğuk yağmurlara. ama  hep dışarıları seyretmiş; güven dolu bu evin pencereleri de kendi gibi kocamanmış çünkü. 

sıcacık olmuş ev. günler geçtikçe ısınmış bu yabancıya. sahibinin kalbi atmasa bu kadar, güvenmediğinden olsa gerek belki, dışarı atarmış onu ama becerememiş. her gün başka doğmuş güneş. bir gün bulutların ardında, bir gün ışıldayarak. pencerelerinden tanıdığı hayat ve o yabancı yetiyormuş onlara. mutluymuş ev ve onun sahibi; bulutlara rağmen güneş hep oradaymış çünkü.  


fakat bir gün... güneş doğmamış. her yer karanlık, zifiriymiş. kaybolmuş güneş ve yabancı. güneş tutulmuş o gün ve yabancı çok uzaklara kaçmış. sanki güneş giderken yabancıyı da alıp gitmiş. önceleri inanmamış kocaman evin sahibi buna. geri gelir sanmış ama yabancı bir daha  geri dönmemiş. pencerelerinden usulca izlediği hayatmış meğerse özlemi, eve dönüp bir kez olsun bakmamış. o zaman farketmiş ev tüm gerçeği; meğer o yabancı kalp, sahibinin kalbini hiç bilmemiş. onu hiç sevmemiş. 

o gün bugündür o ev hiç ısınmamış. kapıyı da kapatamamış. belki o yabancı geri gelir de kapıyı kapalı görürse diye korkmaktaymış çünkü. o zamandan beri açıkmış tüm kapılar. beklemiş, beklemiş... evi de bırakıp gidememiş sahibi. nereye gittiyse yanında götürmüş. içeriye soğuk ala ala dolaşmışlar birlikte. 


gel zaman git zaman üşümüş kocaman evin sahibi, "hadi" demiş eve dönüp; "Hadi artık yakalım seni birlikte". Sürekli üşüyen kalbi ağırlamış, atmaz olmuş. Sevmeyi unutmuş. Kapılardan korkarmış artık, çalmayan kapının varlığından yorulmuş. ev de son bir umut  dönüp bakmış açık kapıdan dışarı; ne gelen varmış, ne giden...


 "Tamam" demiş; 

"Yanarak ölmek, donarak ölmekten iyidir."

19 Nisan 2012 Perşembe

Şems Aşkına


Bugün mü doğmuşum ben,
                                     hayret;
İnsan doğarken ölmeye yüz tutar,
iki gıdım canını sakınırmış oysa.
Ben gidip canımı sana vermişim,
sen alıp yele.
Canım, cananım iken,
ölümüm elin elinden olmuş.

Ve ben,
doğar doğmaz ölüme yoldaş,
acıya karındaş,
ellere aş olmuşum.

Sen varken doğdum sandım ya ben,
sen gidince yokolmuşum.
Sen gidince öldüm sandım ya ben,
meğer doğduğum gün
aşkından kovulmuşum.

Nur içinde yatsınlar...

16 Nisan 2012 Pazartesi

konuşsan da konuşmasan da...

bazen özenle seçsen de kelimelerini karşındakinin seni duyduğu kadarsın. ne güzel demiş şair; "ne olursa olsun kaşın gözün, karşındakinin görebildiğidir rengin...". sahi ya, şairler hep güzel demeye çalışmaz mı zaten...

demez belki de... nerden bilelim biz; değil miydi o ne derse desin bizim ne anladığımız önemli;  öyle mi? sahiden böyle mi? insanın ne demeye çalıştığı önemli değil mi ya da ağzından çıkan her şey niyetini bu kadar belli eder mi? davranışlar niye var o zaman? o zaman niye var bunca şairler, yazarlar, dahası nice konuşamayan binlerce insanlar...

insan tabii. sen gibi. ben gibi. etten, kemikten, kandan biraz; kalbi varsa camdan biraz. ne vardı beni anlasan biraz?

çok konuşmak aslında susmakla eşdeğer. ne vakit çok konuşan birini görürseniz, bilin ki çok susmakta aslında ya da susmaktan bıkmakta. haykırışta yüreği, bıkkın ama ne var ki insanlar sese tahammül edememekte; sesler  ya arşa değer belki bir gün yükselerek ya da en dibe geri gömülmekte.

konuşur kimi zaman insan. ne anlatacağını bilemez gibi konuşur. acıtarak sıralar kelimelerini sonu gelmez bir trenin vagonları gibi; köprüler aşar, viyadükler aşar, tüneller geçer... lakin susamaz. oysa kimi zaman da susar insan; derin suların derin sessizliği ya da gürültülü rüzgarların bitmeyen uğultusu gibi, çağlayarak susar; bezdirir, bıktırır karşısındakini.

sözler acıtır mı gerçekten? anlatamamak mı suçlu yapar insanı anlamamak mı? en çok kimin canı yanar peki; anlamayanın mı?

anlatıp da anlaşılamayanın mı?

hayat seçimlerden ibaretse, seçimler özgürlükle eşdeğerse, susan özgür olabilir mi? çok konuşan özgür değil midir? öyleyse özgürlük acı vermez mi insana?

hayat acıtır;
sussan da susmasan da.
özgürlük acıtır;
seçsen de seçmesen de.
anlaşılmamak acıtır;

konuşsan da konuşmasan da...

28 Mart 2012 Çarşamba

hikaye

bu acıklı bir aşk hikayesi olmayacak sana yazdığım.
dokunaklı belki, içli biraz; yüreğine dokunacağım çok az.

Aşk nedir diye soracaksın belki,
hakkın var;
kim bilmiş aşkı da ben bileyim,
kim bulmuş aşkı da ben bulayım.
sahi ya sen bildin mi?
peki ya buldun mu? 
hiç buldum sandın mı?

bu hikaye sevdalı az biraz.
belki de sevdadan öte, durmaz.
kanat çırptı çırpacak kelebekler, bekleşmekte
yüreğin çıktı çıkacak ağzından.
az dur,
az bekle.

bekle sevdanın ayak seslerini,
karanlıklara yürüme.
belki bu hikaye acıklıdır biraz;

demediğim gibi,
bildiğinden öte.






25 Mart 2012 Pazar

kesit

Yaşam dediğin şu garip yer her kafadan bir sesin çıktığı, herkesin doğru bildiğini yanındakine dikte ettiği bir hayat platformu. İmgelerden ibaret sandığım ömrüm ise aslında üst üste koyduğum deneyimler, bilgiler ve ölen zamanlar bütünü. Aldığım her nefes beni sona doğru hızla yaklaştırırken, ben doğru düşünce kalıbına sahip olup olmadığımı bilmeden yitirip gidecekmişim gibi geliyorum ömrümü. Her tokatta oradan oraya savrulmayı marifet sayan zihnim, benimle sürekli oyun oynuyor. Uyarılıyorum; göz yaşlarıma hakim olmam –aslında yetişkin olmam- ve dik durmam için. Uyarılar yersiz değil. Hiç öğüt almamış ve tek başına savaşmış bir beyin-kalp-vücut bileşeni olarak savaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyor olmam benim suçumsa, bunu zaaflarıma ve belki de gereğinden fazla hassas olmama veriyorum. Bunun altına saklanıyor muyum? Bilmem ki… 

Aslında yanlışlarının arkasında bağıra çağıra ayakta duranlara özenmiyorum dersem, yalan söylemiş olurum...

7 Mart 2012 Çarşamba

kuyu

dipsiz kuyular çağırır beni şimdi
kuyunun başında bir telaşlı adam
telaşından adımı unutur, elinde bir kova su
çeker de bırakır kuyudan geri içeri

suda susuz kalırım
ıssızda sessiz kalırım
sende sensiz kalırım
seslenirim sesim çıkmaz 
yol biter
yersiz kalırım

yerim yok, yurdum yok
bağım yok, bağcanım yok
suyum vardı kuyular içinde
çekecek kovam yok

kova düştü kuyular içine
kuyu başında kurtlar içine
hep mi kötü kara günlerin
ben koyaydım güzelleri içine

kuyunun başında telaşlı bir adam
gergin
kızmakta içi içine

suyu kuyu içti
içimi derinler biçti.

yola düştüm bir yerlerden
yol yorgun, yolcu hasret...





5 Mart 2012 Pazartesi

gecenin tam üçünde

karamsarsın dediler, gerçekçiyim dedim. karamsarsın dediler, olabilir dedim. kabul etsem yeri vardı ya, duramadım. 

yılların itinayla biriktirdiği sancıların gölgesiymiş karamsarlığım; güneş ne zaman vurmaya çalışsa, gerçeğime yansımış. gerçekçiliğim karamsarlığıma karışmış; sesimi duyan beni yanlış anlamış. 

rüyalarıma karıştı gerçekliğim. öyle bir süreç ki bu, gerçekleri ayıklar oldum uyanıklığımdan. ne zaman uyku bassa, göresim gelmiştir iyimserliğimi. orada bile rahat vermez karanlıklarım, bir kabustur alır beni.

bilirim geçer tüm geceler. diken gibi batsa da dikilir önüme gerçekler. tam da karamsarlığıma boğulmuşken ben, alır  beni gündüzün uyanacağı gerçeği. uyanır ben uyumadıkça. yaşadıkça da uyanacak, belli. 


bir gül biter içimde,
gecenin tam üçünde. 


bir gün biter içimde,
gecenin tam üçünde. 

29 Şubat 2012 Çarşamba

cümlelerin bittiği yer

Cümlelerin bittiği yerde yalnızlık başlar. 

Konuşmaya isteğin ya da takatin kalmadığında, yazabilmeyi dile. Belki yazdıkça çoğalır, ürkek kelimelerinden yeniden doğarsın. Yeniden var olursun; mevsimler gibi. Bittikçe yeni baştan başlarsın. Her bitişte bir başka sen olursun. Kış gibi biterken, bahara dönersin yüzünü.  

Cümlelerin bittiği yerde yalnızlığın başlar. 

İlham seni ziyaret etmeyi unutursa, sen gidersin ona belki. Yaşam bitmeden sonlanmayacak duygularla örülüyüz her birimiz. Göz yaşın akmıyor olabilir; sen kendine bile yüz çevirmiş olabilirsin belki ama unutma, ne de olsa insansın eninde sonunda.

Cümlelerin bittiği yerde yalnızlığım başlar. 

Yalnızlığı sevmem. Sen de sevme. Yazar yalan söylemiş; kimse yalnız ölmemiş. Sen gitsen de kelimelerin gelir peşinden; cümlelerin gelir. Kimseyi ölmeyi becerememiş dilediğince, belki yazmayı becerebiliriz gönlümüzce.

Cümlelerin bittiği yerde yalnızlığımız başlar.

Olur ya tükenirse bir gün kelimeler, bil ki hayat herkese durmuş demektir. Hayatın son bulmasına izin vermemen dileğiyle. 


En azından benim için dene. 


8 Şubat 2012 Çarşamba

sessiz... ama sedalı.

tüm cümlelerin bittiği yerde ben çıkacağım karşına.
o yüzden lütfen beni kelimelerinde ara.

ya da gökyüzünde gör;
belki de bir ışığın ucunda denize uzanmışımdır.
gözünü alırsa suyun aksi,
bil ki yeniden görmeye başladığın dünya eskisinden güzel olacak.



bir daha kapama gözlerini;
ve hiç susma.
ya ben görünürüm sana ışık ışık, dalga dalga
ya da sen beni söyle bağıra çağıra.


belki de birlikte susarız, kimbilir; 
kaparız gözlerimizi dünyaya.
alır başımızı gideriz kelimelerden denizlere,
cümlelerden dağlara.


sessiz...
ama sedalı.

11 Ocak 2012 Çarşamba

zemheri

umut değil, ümitti;
sarı ışıklar dilemek zemheriden
ya da kırmızıya çalan akşam düşleri.

beyazı bilirdi zemheri.
hani göreceliydi ya iyiliğin yansımaları,
zemheri de öylece, dümdüz bir adamdı.

yansıttı tüm renkleri;
renksiz bir adam oldu zemheri.
mavilikler hoyrattı; tuzlu su öyle derin.

korktu.
ağaç yeşil, gök mavi, gül kırmızıydı.
ama en çok siyahtan korktu, sonsuz zahiri.

zemheri; soğuk ve umarsız.
bir kışta yaşadı, yaz nedir bilmeden,
koklamadan rengarenk çiçeği.

beyazlar içinde zemheri,
iyi bildi kendini;
hani renkleri hiç bilmediği gibi.

sevdim sandı zemheri,
hani sevmeyi
hiç bilmediği gibi.