24 Ocak 2017 Salı

Hayret

"oysa ben hiç tanımıyorum seni. tek bir fotoğrafın var karşımda şimdi. bakıp bakıp gülüyorum, çünkü sen gülüyorsun. neden güldüğünü bilmiyorum, belki de fotoğraf çekiliyor diye gülmüşsündür. ya da.."

Bu yazıyı az önce buldum taslaklarda. Ne yazsam ki diye düşünürken çıktı karşıma. Ne için, kimi kastederek yazmak istediğimi, neden yazmaya başlayıp yarım bıraktığımı hatırlamıyorum. Çok uzun zaman oldu yazmayalı. Tekliyorum. Hayat çok değişik koşturmacalar verdi bana son yıllarda. Mesela bir kızım oldu, inanır mısın? Benim bir çocuğum var artık. Anne oldum ben. Hiç olamayacağım zannederdim çünkü, ondandır bu hayretim.

Bugün hayretler günündeyim. Bir şey ararken çok eskilerden maillere denk geldim mesela. Bu maili yazan ben miydim, bu cümleler benim miymiş diye şaşırdım. Yaşadığım hayata da şaşırıyorum aslında her gün. Önceki hayatımı düşünüyorum şu ana bakıp. Neler geçmiş başımdan diyorum. Yine şaşırıyorum. Bu hayret hiç geçmiyor bende. Benim farkındalığım sonradan gelişiyor. Şu anda bir şey oluyor mesela, benim onu farketmem bazen yıllar sonra oluyor. Bu yüzden hem çok can yaktım hem de çok canım yandı. Çok beceriksizmişim. Becerememişim yakmamayı da yanmamayı da.

Artık öyle yapmamaya, an'ın içinde yaşamaya çalışıyorum.
Ne yakmak ne de yanmak istiyorum.
Hayret edecek pek zamanım da olmuyor aslına bakarsan.
Unutmak, eskiyi yok saymak işime geliyor galiba.
Bu halime de şaşırırım belki bir gün.
Kim bilir?

(fonda Emre Aydın çalıyor. Ben açmadım. Kendi kendine çalıyor. Oysa ben Özge Fışkın'ın bir şarkısını dinliyordum. Buna da şaşırmaktayım şu an.
"Alem inansa sözüne ben inanmam" diyor. Acep bana bunu neden diyor. Tam da yazmayı bitirmiştim. Banan inanmıyormuş. İçim çok acıdı.)